20 Kasım 2009 Cuma

Lafa Tanzimat Aydını Zihniyetiyle Başlayan Kim Olursa Olsun Tavrım Aynıdır!




Michael Moore, vatandaşlarını ve yöneticilerini embesillikle suçlamasıyla ünlü bir adam. Amerikalılar için sarf edilen kötü bir sözle güne başlarlarsa işlerinin yolunda gideceğine inanan diğer halklar da onu bu yüzden çok seviyorlar.

Michael Moore düşüncesinin -sıkıcı belgeseller ve insanda göz zevki bırakmamak istercesine spor ayakkabı+beyzbol şapkası+hamburger göbeği kombinasyonuyla katıldığı talk show muhabbetleri dışında- karşıma çıkan son ürünü, İngiltere'de çok popüler olmuş olan Idiot Nation kitabı. Bu kitapta da Moore, halkının ne kadar az kitap okuyup, ne kadar çok tv izlediğinden, Cumhuriyetçiler'in ne kadar sığ, yobaz, cahil olduklarından bahsedip duruyor. Ayrıca eşcinsel evliliklerinin, kök hücre araştırmalarının, kürtajın dünyamız için ne kadar gerekli olduğunu konusunda bizleri aydınlatıyor! Ve kitabın sonunda, senatörler için dua ediyor: tekerlekli sandalyeye mahkum kalsınlar, uyuşturucu bağımlısı olsunlar, beyin kanseri olsunlar, hepsinin çocuğu eşcinsel olsun vs vs...

Her şeyi bir kenara bıraktım, "embriyonlar insan değillerdir, öldürülebilirler" diyen bir adamla ortak noktada buluşmam imkansız. Ama bu adama duyduğum antipatinin kaynağı çok farklı: Türk aydınlarındaki zihniyetten ağzımın yanmış olmasına mı bağlamalıyım bu durumu bilmiyorum ama, ülkesini ve insanlarını bu şekilde aşağılayan kişilere, hangi milletten olurlarsa olsunlar tilt oluyorum!








5 yorum:

  1. :S
    gerçekten " :S "

    Tanzimat aydınlarının Batı karşısındaki kompleksleriyle Michael Moore'un eleştirilerini nası aynı kefeye koyduğunu anlamadım.
    Fazla kör gözüm parmağına bir yaklaşım olmuş bence.

    Tanzimat aydınlarının ülkeye ve türklüklerine dair komplexleri vardı. Ama Moore'un yaptığı varolan problemlerin altını çizmek.
    Kürtaj, eşcinsellik... Hepsi birer insan hakkı ama bunlar cumhuriyetçiler tarafından inkar edilen bi takım haklar. Ve bunu incile dayanarak yapıyorlar. İçinde, "sakalsız adamı öldürebilirsiniz" yazan, nefretle dolu İncil'e dayanarak.

    Ayrıca emriyonların insan olup olmadığı felsefi bir tartışma konusu değil, bilimsel veri.

    Ben Moore'un yaptığını çok yerinde ve cesur buluyorum. Benzer yaklaşım Türkiye için de gerekli.

    Çünkü Türkiye'deki ikiyüzlü kasaba ahlakı gerçekten iç bulandırıcı. Toplumun her kademesinde bi çürümüşlük var.

    Senin "durduk yere vatanseverlik" yaklaşımında da bir sorun var bence. Michael Moore ülkesinden nefret ettiği için bunları söylemiyor. Bilakis sevdiği için bu sorunların altını çiziyor ve el birliğiyle düzeltmeliyiz diyor.
    Elbette tartışılabilir düşünceler ama inkar edilemez.

    YanıtlaSil
  2. Ülkedeki yanlışları gündeme getirip düzeltilmesi için çalışmakla, açık açık 'benim ülkemin insanı salaktır, cahildir, kektir hemen kanar' demek arasındaki fark var ya, ben işte oraya takığım. Konu Moore da olsa, Tanzimatçılar da olsa, yaşadığı toplumu densizce yargılayan insanları sevmem, eleştiririm. Bence milliyetçiliğin gayet anlamlı bir tezahürüdür bu.

    Hem senin 'herkes zeki olmak, her şeyi bilmek zorunda değil' savununa ne oldu? Adam kitap boyunca Amerikalıların bilmem ne ülkesi hakkında hiç bir bilgileri olmadığından, bilmem ne kitabını okumadıklarından yakınıp duruyor. Sanki devletin uluslararası politikalarını bütün yurttaşlar takip etmek ya da oturup Afganistan haberlerini kaçırmadan izlemek zorunda. Aksi durumdakiler cahil ve salak Moore için.

    Adam şöyle ya da böyle, dünyanın en gelişmiş ve güçlü ülkesinde yaşıyor. Bu durumda bile hem sosyal, hem kültürel olarak -kendi ifadesiyle- acınası bir hayat yaşadıklarını söylüyor. Valla bir de Tanzimat aydınlarıyla aynı kefede olsaydı, onlardan çok daha vahim bir tavır takınabilirdi. (Batan imparatorluklar benzetmesine girme, arada dağlar kadar fark var)

    Embriyonların insan olmamaları noktasını ben kendimi bildim bileli kaçırmışımdır. Nasıl yani? Kanlı canlı bir varlıktan söz ediyoruz, hey? Aklını bilimle mi yedin sen?
    Kitapta Ronald Reagan'ın bir Cumhuriyetçi olarak yıllarca kürtaja karşı çıktığı, Alzheimer olmasının ardından Bayan Reagan'ın Bush'a kök hücre çalışmalarına izin vermesi için baskı yaptığı yazılı. Zaten dünyaya gelmiş ve kendine verilen süreyi yaşamakta olan bencil insan ırkından da anca bu beklenir işte, ben tedavi olayım da, doğmamış bebeğin canı kimin umurunda! Ben hangi sebeple olursa olsun kürtaja karşıyım. Bunun tartışmasına girmem hiç bir şekilde mümkün değil zaten. İstediğini söyleyebilirsin.

    (Cumhuriyetçiler'le ilgili iyi bir şey söylemedim. Kitapta en çok kafa şişiren noktalardan olduğu için geçiyor yazıda:))

    YanıtlaSil
  3. Ben amerikan halkının cahilliklerini çok yerinde buluyorum. Adamlar dünyanın geri kalanı hakkında bi şey bilmek zorunda değiller, çünkü tüm dünya onlara bakıyor.
    Michael Moore2un nihai olarak demeye çalıştığı şey hey insanlar kendinize gelin! bakın bu dünyayı nasıl yaşanmaz bir hale getiriyoruz.
    Temel olarak söylediği şey: Biraz daha sosyal demokrasi, biraz daha sürdürüebilir kalkınma. Daha az dış enerji bağımlılığı vesaire.

    Benim anladığım, sen, adamın üslubuna takıldın. Ama başka türlü nasıl eleştirebilir ki? Eleştiri doğası gereği beğenmemeği ve hafif küçümsemeyi içerir!

    Ayrıca ben kürtaj, gay evlilikleri, tek kişilik aile, anayasa ile onaylanmasına gerek olmayan doğal din özgürlüğü vesaire tüm liberal politikaları destekliyorum.

    Ve "milliyetçiliğin tezahürü" dedin ya sorun orda! Milliyetçiliğin her türlü formunu reddediyorum.
    Milliyetçilik gayet Fransa'ya özgü, ırkçı kökenleri olan ve insanları neye göre olduğu tam da belli olmayan bir sınıflandırma yöntemi.

    Eğer milliyetçiliği inanıyor olsaydım bağımsız Kürt devletinin kurulmasını kesinkes desteklerdim. ama ben entegre bir dünyadan yanayım!

    YanıtlaSil
  4. Üslup ve içerik.. Söylediği her şey doğru olsaydı bile sadece üslubuyla beni rahatsız edebilirdi, doğru.

    Benim hissettiğim daha çok patriotism (yurtseverlik) anlamındaki milliyetçilik. İçine yıkıcı milliyetçiliğe ait o kötü çağrışımların sığmayacağı, sahip olunan kültürü ve yaşanan toprağa sahiplenen milliyetçilik. Yok canım, o kadar da öcü bir şey olamaz bu.

    İşte Türkiye'de de neye yer yok biliyor musun, ılımlılara. Irkçıysan ya da milliyetçiliğin her türünü reddediyorsan en azından belli alanlarda sesini duyurabileceğin birilerini buluyorsun. Ama ılımlı her türlü çaba arada kaynayıp gidiyor. Mahallenin sessizi olmak gibi Türkiye'de ılımlı olmak. Barış zamanlarında ciddiye alınmazsın, savaş anında herkes seni diğer taraftan olmakla suçlar:))

    YanıtlaSil
  5. yurtseverlik derken eğer kastettiğin ülkenin kurumlarını ve mevcut kültürel yapısına olan hayranlıksa evet yurtsever değilim.

    Nihayetinde Türk kültürü (eğer varsa böyle bi şey) göçebelik döneminde komşu toplumlardan (arap, fars, çin, ve bizans) araklanmış bilgiler toplamı.

    Başka bir toplumdan alınıp dejenere edilerek oluşmamış orijnal bir Türk ritüelinden söz etmek neredeyse imkansız.

    Tarihin hiçbir döneminde tam olarak kendine saygı duymuş bir millet değil Türkler. Farsilerle karşılaşınca farsça, Araplarla karşılaşınca Arapça benimsemiş bir toplum.
    Nereseyse hiçbir dönem saray dili Türkçe olmamış.

    Osmanlıda hanedan halkla karışmasın diye -ve bi takım başka sebeplerden- saray kadınları Ukrayna ve Rusya'dan getirilmiş. Sarayda Türkten çok devşirme var.

    Bir iddiaya göre Osmanlı döneminde saraya yakın yaşayanlar kendilerini Osmanlı adlandırırlarmış. İstanbul'un ahalisi ise müslüman veya gayrimüslüm olarak ayrılırmış. Anadolu'da yaşayan halka ise 'köylü/kırsal' anlamında Türk denirmiş.

    Kökten bir sorun var yani.

    bu demek değil ki ben bu toprakları sevmiyorum. Kişi doğduğu yere ve dile doğal bir aidiyet hisseder. Benim anladığım yurtseverlik bu! ama bu yurdu paylaştığım insanların çoğundan memnun değilim.

    Toplum değişimi için ihtiyacımız olan yeni bir felsefe üretecek bir düşünce çağı.

    Arap kökenli müslümanlık veya Avrupa kökenli rasyonalite arasında ezilmeyen; toplumdaki çoklu kişilik bozukluğunu tek bir kişilikte birleştirebilecek türde yeni bir felsefe!

    YanıtlaSil