
Günaha bulaşan evlatlar, mütedeyyin annelerine suçlarını unutturmak ve kendilerini affettirmek için dindar takılırlar bir süre. Uysallaşmış görünürler, Latin alfabesinden Yasin okurlar, annelerinin kitaplarını -özellikle onların görecekleri zamanlarda- ellerine alır karıştırırlar, hatta bazısı namaza başlar. Maksat 'bu da çocuğuma ders oldu, her şerde bir hayır vardır' dedirtmek, suçu unutturmak ve artı puan kazanmaktır.
Galiba toplumumuzda da bu mütedeyyin anne psikolojisi hakim.
Normal şartlarda şöhretlerine iz bırakacak yoğunlukta leke bulaşan ünlüler Umre'ye koşmak (neden Hac değil de Umre konusu da ayrı bir muamma), 'dine ilgim arttı' açıklamaları yapmak, namaza başladım demek gibi çeşitli etkinliklerle, toplumun muhafazakar yüreciğini okşayarak kendilerini yeniden kabul ettirmeye çalışıyorlar.
Söz konusu formülün son uygulayıcıları Deniz Seki ve Cem Garipoğlu.
Deniz Seki 'kar amaçlı uyuşturucu ticareti' suçundan girdi hapse: her zaman 'sıra dışı, öngörülemez bir hayat yaşayan, film karakteri gibi bir kadın' olmak isteyen bir evrim süreci vardı bu kadının. Her hali planlanmış gibi. Bu kafa bulanıklığında dine sarmış gibi bir imaj onda çok da sırıtmaz.
Peki ya Cem Garipoğlu ? Hapse gireli kaç gün oldu ki vicdan muhasebesi yapıp, akıl karışıklığını dinde gidermeye karar verdi?
Bence bu işin de bir raconu olmalı. Birkaç ay içinde planlı cinayetten dine geçiş hızı, en muhafazakar toplum için bile fazla bence.. Sakallı haliyle en hızlı azcmendiyi sollama potansiyeline sahip olsa bile kişi -yemezler.